kritik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kritik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2012 Pazartesi

Kamera ve 2011

Geçtiğimiz senenin, geç kalan bir analizidir.

Okuldan mezun olduktan sonra, uzun süre evde pineklemiş ve saçma sapan işlerde çalışmış biri olan ben sonunda bir arkadaşım vasıtasıyla bağlantı kurup sektöre üç sene aradan sonra giriş yapmıştım. Kamera asistanı olarak. 2011'in başında gerçekleşen bu olay ile zaten bütün bir yılı çalışarak geçirdiğimden yılın analizini iş mevzuları üzerinden yapmak zorunda kalıyorum.

Günde 12 saat uyumaya alıştırdığım bedenimi, günde 16 saat çalışmaya programlamak zor geldi başta. İşe sıfırdan başlayınca bir sürü şefim oldu. Şirketteki şefler, setteki şefler olarak iki ana başlıkta toplayacağımız bu şefleri daha da açmak gerekirse bir sürü alt başlıkla karşılaşıyoruz. Bu sebepten işin derinine inmiyorum.

Sürekli dinamik bir iş. Devamlı hareketlilik söz konusu. İş yeri diye çalışmaya gittiğiniz yer her gün farklılık gösteriyor. Ekipte değişiklik oluyor veya siz başka bir yere gidiyorsunuz. Dolayısıyla bir anda çalışmaya başladığınız adamlar da değişiyor. Yani diyeceğim o ki herhangi bir alışkanlık, bir ritüel yaratacağınız bir iş değil. Daima değişken, daima hareketli. Alışma ve bağlanma duygunuz yavaş yavaş kayboluyor yani.

                                  
Hatay-ST. Simon'da...



Garip beklentiler söz konusu. Mesela sette 19. saate girdikten sonra sizden herhangi bir işi koşarak, coşarak, zıplayarak, hoplayarak yapılmanız isteniyor. Başta bu durumu garipseseniz de bir süre sonra gece saat 04.00 sularında elinizde bir case ile koşar halde buluyorsunuz kendinizi. Mekanlara, insanlara ve huylara alışkanlık söz konusu değil belki ama işe ve komutlara her daim alışkansınız.

Bir süre sonra insanları tanıyorsunuz. Herkesin bir oyun halinde olduğunu, herkesin birbirinin arkasından iş çevirdiğini, ayağını kaydırmaya çalıştığını ve herkesin yalakalık yaptığını, birbirini pohpohladığına şahit oluyorsunuz. Utanıyorsunuz, tiksiniyorsunuz. Sonra alışıp bu duruma gülmeye başlıyorsunuz. Hatta bazen siz de bu oyuna katılıyorsunuz. Bazen mecburi, bazen isteyerek...

Nerelere geldim ben ya!? Sanki Yeşilçam'da 40. yılım bir kitap yazıp içimi döküyorum... Alt tarafı geyik yapacaktım konu nerelere geldi. Neyse velhasılıkelam geçtiğimiz seneyi komple çalışarak, koşturarak, omuzdan kamera alarak, lens değişerek, polarize takarak, kablo çekerek, sinirle, stresle ama bir o kadar da eğlenerek ve sevdiğim işi yaparak geçirmiş bulunmaktayım. Bakalım ilerleyen yıllar sektörde ve vakit kalmayan özel hayatımda neler getirecek bana. Hep birlikte göreceğiz...

27 Mayıs 2010 Perşembe

FC Behlül vs AC Bihter


Yok arkadaş! Çok dizi tuttu bu ülkede. Çok dizi sevildi. Çok dizi fenomen oldu. Ama Aşk-ı Memnu gibi olamadı hiçbiri.

Maç izler gibi dizi izledi tüm ülke. A+ izleyici kitlesine de hitap etti, Mehmet Emmi'ye de. Liselisi de izledi, yaşlısı da. Ama öyle normal bir diziyi izler gibi değil.

"Behlül de herkese bombalıyor haaaa."

"Bihter tam bir kaşar."

"Adnan ne biçim adam ya..."

"Benceğ tutkunun ve aşkın, zaman ve mekan tanımadığını adeta yüzümüze çarpan post-modern yaklaşılmış bir uyarlama."


Yani cuma günleri her tarafta, her kesimden insan bu diziyi konuşuyor, kritik yapıyor. Ortaya da bu tarz yorumlar çıkıyor. Peki, diğer dizilere nazaran neden bu kadar öne çıktı Aşk-ı Memnu?
En önemli faktör özentiliğimiz. Eve bakalım. İstanbul'un en güzide mevkilerinden birinde bulunan bir köşk. Uşaklar, spor arabalar, yatlar, pahalı hediyeler, kaliteli elbiseler... Zengin bir hayat görüntüsü. Çoğunluğu çeken ilk nokta bu. Herkesin isteyebileceği cinsten imkanlar... Sonra ana karakterlere bakıyoruz. Bihter; güzel genç bir kadın. Yediği önünde, yemediği ardında (isteyenler burada mecaz arayabilir.) Zengin bir koca bulmuş, bir yandan da aşk hayatını sürdürüyor. Behlül'e baktığımızda manzara farklı değil. Yengesinden, kuzenine geniş bir platformda o dal senin, bu dal benim uçan bir seks böceği. Yakışıklı. Paralı. Yani ülkemizdeki emek harcamadan zengin olma hayali kuran birçok gereksiz gencin olmak istediği kişi.

Aşk, ihtiras, aksiyon. Bu ise yukarıda saydığımız insanların hayatında hiç olmamış, hep akılların bir köşesinde, bilinçaltlarının derinliklerinde kalmış bir ayrıntı. Mesela;


"Allah korusun ya. Ay çok kötü. Kocasını yeğeniylen aldatıyor."

şeklinde tepkiler veren evli kadınlar. Kötü buluyor bunu. Kendisi ile kıyaslamaya aklı aklımıyor. Çünkü baskı ile büyümüş. İlişki anlamında pek bir tecrübesi olmadan muhtemelen tanımadığı biriyle evlenmiş. Çoluk, çocuk derken klasik bir hayat içerisinde bulmuş kendini. Dizideki yaşam tarzından çok uzakta. Ama ilgi ile takip ediyor. İzlerken ağzı beş karış açık kalıyor. Şaşkınlık, merak, ayıplama gibi tepkilerle yaklaşıyor olaya ama bu ihtiraslı ihanet bir yandan da hoşuna gidiyor.
Bu da neyi getiriyor? "Behlül kazağı geldi, Bihter donu bulunur, Firdevs hanımın kolyesi vardır, Adnan iktidar hapları gelmiştir..." örnekler çoğaltılabilir. İnsanlar büyük bir keyifle bu dizi hakkında konuşmaya başladıkları gibi, bu karakterlerle de özdeşleştirir oldular kendilerini. Onları taklit etmeye başladılar.

-Kııız duydun mu Muharrem'in karısı, bizim Hüseyin'in kardeşiylen kaçmış.

+Demeee!? Vay adiler, vay şerefsizler...

-Ay dün Behlül ile Bihter yine seviştiler.
+Vallahi yakalanacaklar diye çok korktum.


Olay bundan ibaret. Normal hayatta nefret edilen, ayıplanan, şerefsizce bulunan bu olay, ekranlarda gerçek bir aşk destanına dönüşüyor. Neden? Çünkü bilinçaltında yatanlar, özenilen hayatlar bu denli kokmuş bir çöpten ibaret.


-İşte Behlül'den muhteşem bir atak. Derken avantaj Bihter'e geçiyor. Yapma Behlül! Döndürme Bihter'i...