öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2013 Pazartesi

Kartpostal



Keşke hiç tanımasaydım seni. Uzaklarda olsaydın, çok uzaklarda. İsmini bilseydim. Birkaç fotoğrafını görseydim sadece. Nasıl biri olduğunu, tek kelimelik yorumlardan bilseydim. Hayal dünyamda başka bir sen yaratsaydım. Sevdiğim, saygı duyduğum, merak ettiğim biri olsaydın kafamda. Seninle ortak vakit geçirmenin nasıl bir şey olacağını düşünseydim her akşam. Birlikte gideceğimiz yerleri listeleseydim. "Bir gün mutlaka gideceğiz." diye kendi kendime söz alsaydım senden. Kart atsaydın bana o uzaklardan. Çok eskiden moda olan kartpostal şeklindeki fotoğraflar var ya, onlardan hani. Başka bir ülkede, başka bir şehirde çekilmiş bir fotoğrafın. Gözlerinin içi gülüyor. İçten ve özlemle bakıyorsun bana. Üç, beş cümle bir şey yazmışsın kartpostalın arkasına. Sonunda "Çok yakında görüşeceğiz." yazıyor olsaydı. Bunları okuyup bekleseydim seni keşke. Heyecanla.

Buluşacağımız günü bekleseydim hep. Hayatımın en önemli günü olacaktı o gün. Sessiz, ıssız bir mekanda bekliyor olacaktım seni. Alkol almayacaktık. Birer kahve olacaktı önümüzde sen gelince. Onları yudumlarken başlayacaktık anlatmaya. Ama ne konuşacaktık ki? Çok şey olurdu konuşacağımız. Birbirimize anlatacak birer ömür olacaktı en basitinden. Ama ya hiç konuşamasaydık o gün? Heyecandan aklımıza bir tek şey bile gelmeseydi? "Bir dahaki sefere." deyip erteler miydik acaba? Büyük hayal kırıklığı olurdu. Ama o bile mutlu ederdi beni, şimdiki halimize nazaran.

Evet biz böyle olmadık. Hep yan yana olduk. Hep dip dibe. Hiç sevgi görmedim senden. Zaten ben de bir süre sonra kestim seni sevmeyi. Her daim verdiğin tek hediye hayal kırıklığı oldu. İhtiyacım olduğunda göremedim seni yanımda. Ne zaman kendim için bir şey yapacak olsam ayak bağı oldun. Sadece benim değil, herkesin, her adımında kendini düşündün. Çünkü sen; kimseyi sevmeyen, bencil birisisin. Hep öyleydin ve öyle kalacaksın. Zaten bunun için seni suçlamam da yanlış, çünkü bu senin mizacın ve hiçbir zaman değişmeyeceksin.

Ne bileyim işte. Tanımasaydım seni. Benim için bir merak unsuru olsaydın. Yanımdayken hissettiğim eksikliğini, sen uzaktayken daha az  hissederdim belki. Belki o zaman severdim seni. Belki o zaman yanımda isterdim...

17 Temmuz 2011 Pazar

Nerede Kalmıştık?

Eskiden yazmayı severdim. Gerçi hala severim, geçmiş zaman eki kullanmaya gerek yok ya neyse. Binlerce kişinin takip ettiği mükemmel bir kalem değilim tabi ki. Yazdıklarımı belki on, belki yirmi kişi takip ediyordur ki bunun bir önemi yok. Hoşuma gider, rahatlatır beni yazmak. Bir çeşit terapi gibi belki.

Sonra öyle bir yoğun çalışma temposuna girdim ki. Değil yazı yazmak, kendime vakit ayırmak yeri geldi mi uyumaya bile vaktim kalmadı. Uzaklaştım mecburen blog sayfamdan.

Bir onbeş gündür rahatım. Sayfayı açıyorum, bir şeyler yazmak istiyorum ama olmuyor. Paslanıyor insan. İstek olsa da güç olmuyor insan da. Ya da aklına bir şey gelmiyor diyelim.

Bugünlerde daha sık bakacağım buraya. Belki aklıma kendimce güzel bir şeyler gelir, yine yazar, içimi döker, rahatlatırım kendimi.